Son Eklenenler

SAHN-I SEMÂN İSLAMÎ İLİMLER EĞİTİM VE ARAŞTIRMA MERKEZİ

بسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله رب العالمين, والصلاة والسلام على أشرف الخلق سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين

Cennetmekân Fatih Sultan Mehmed Han hazretleri Konstantiniyye’yi fethedip “İstanbul” (İslambol) yaptıktan sonra, şehre –Bizans’ı (Ayasofya’yı) gölgede bırakan ihtişama sahip– ilk büyük Osmanlı/İslam mührü hiç şüphesiz Fatih Cami ve Külliyesi ile vurulmuştur. Hastane, imaret, han, hamam… gibi müştemilatı bulunmakla birlikte, Fatih Külliyesi’ne esas karakterini veren unsurlar, Cami ve Medrese‘dir. Osmanlı kimliğini asırlar ötesine taşıyacak olan da bu iki ana unsur olmuştur. Tepeden bakıldığında iki yanında yer alan 4’erden 8 ihtisas medresesi (Sahn-ı Semân), adeta Caminin ve temsil ettiği değerlerin muhafazasını üstlenmiş gibidir. Sahn medreselerine hazırlık aşamasını teşkil eden “Mûsıle” medresesi de iki yandan kuşattığı Sahn-ı Semân için aynı fonksiyonu ifa ediyor hissi verir.

Sahn-ı Semân İslamî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi, bugünün dünyasında ecdadının adına yaraşır nesillerin, ancak “cami”nin imar ve ihyası yanında “medrese”nin de imar ve ihyasıyla yetiştirilebileceği düşüncesindedir.

“Medrese”, İslamî kimliğin temel taşı olan yüksek seviyeli İslamî eğitimin biricik vasatıdır. Fatih dönemini Kanuni dönemine taşıyan en temel unsurlardan biri olan bu müessesenin, bölgesinde ve dünyada yeni bir güç merkezi olma yolunda ilerleyen ülkemizin, yarınların küresel gücü olmasında da en temel belirleyicilerden biri olacağında şüphe yoktur. Geleceğin dünyasının kurulmasında ülkemizin ve insanımızın omuzlarındaki küresel sorumluluk, İslam’ın yüz akı bir medeniyetin ruhu olarak gelecek kuşaklara aktarılmasında yeni Molla Hüsrev’lerin, Molla Gürânî’lerin, Ali Kuşçu’ların, Taşköprîzâde’lerin… yetiştirilmesinin ne derece vazgeçilmez olduğunu derinden hissettirmektedir. Sahn-ı Semân İslamî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi, bu küresel misyonun bihakkın ifasına katkı vermek üzere kuruldu.

Bu, tarih içinde oluşmuş müktesebatın sadece tekrarı değil, aynı zamanda yeniden üretilmesi ve bugünün dünyasına sunulması anlamına gelmektedir. Ukalalık etmeden, haddini bilen bir talebe edasıyla o muazzam müktesebatı önce anlamak, hazmetmek ve sonra bugüne taşımak temel amacımızdır. Elbette bunu yaparken en temel ölçü olan “ihkak-ı hakk”ı hiçbir hatıra değişmemek de en öncelikli hassasiyetimiz olacaktır.

Bu cılız omuzların bu devasa yükü kaldıramayacağının farkında olmadığımız düşünülmesin. Gayemiz, evrensel sorumluluğumuzun gereğini yerine getirebilecek nesillere ve kadrolara yol açmaktır.

وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين